Verdiğiniz mesaj algı engeline takılıyor mu?

İnsanoğlu doğası gereği herkesi kendisi ve kendi çevresi gibi düşünme eğiliminde. Olayları yorumlaması da kendi bakış açısını yansıtır. Pazarlama söz konusu olunca da durum benzer şekilde oluyor. Sanki herkes bizim gibi düşünüyor, bizim gibi tüketiyor, bizim gibi tercih ediyor ya da satın alıyor.

Birçok şirketin düştüğü en büyük hatalardan biri de bu.  Bir slogan, bir mesaj, bir içerik ya da bir tasarım oluştururken hedef kitlenin de tıpkı kendileri gibi düşündüğünü zannedip ona göre hareket etmelerinden dolayı çoğu zaman anlaşılmaz olabiliyorlar. Bu doğrultuda yaptıkları iletişim de başarılı olmuyor elbette. Oysa ki sorulsa, muhtemelen çok iyi bir iletişim kampanyası tasarlandığını söyleyeceklerdir. Peki iyi iletişim kime göre, neye göre?

Sürekli söylerim, gerçekten tüketici gibi düşünebilmek için hedef kitlenin bulunduğu ortamlarda bulunmanız, kimi zaman yaşadıklarını deneyimlemeniz gerekebilir. İyi empatik yeteneklere sahip olmanın temelinde bu vardır. Hedef kitleniz sizi yansıtmıyor olabilir ancak onların bakış açılarını ve davranışlarının ardındaki nedenleri anlamak için onlarla vakit geçirmeniz gerekir.

Şöyle düşünelim, kaçınız TV izliyorsunuz? İzliyorsanız hangi kanalları, hangi programları izliyorsunuz? Belki, TV izlemiyorsunuzdur, izleseniz bile belki de belgesel kanalları, film kanalları dışında dizidir, eğlence programıdır, reality show’dur çok da ilgilenmiyor olabilirsiniz. Continue reading

Büyük Veri ve Nöropazarlama

Son zamanlarda büyük veriyi de, nöropazarlamayı da çokça konuşuyor olduk. Her ne kadar aralarında bir bağlantı yokmuş gibi görünse de aslında büyük verinin de nöropazarlamayla buluştuğu birçok ortak nokta var.

Büyük veriye bakarsak, aslında internet tarihinin başlangıcından beri var. Fakat öneminin farkına varılamamıştı. Değişen tüketici davranışları ve teknolojinin de getirdikleriyle birlikte eldeki verilerin işlenmesi ve anlamlı bir hale getirilmesi önem kazanmaya başladı. Büyük veri aslında tüketicinin yaptığı her hareketi içeriyor. Dolayısıyla tüketici davranışlarını analiz etmede kullanılabiliyor. Nesnelerin interneti teknolojilerinin de gelişmesiyle birlikte büyük veriyi daha çok konuşuyor olacağız.

Nöropazarlamanın geçmişi de büyük veri gibi, çok uzak değil. Nöropazarlama kavramı bundan 13 yıl önce ortaya atıldı. Ve tam anlamıyla nöropazarlamayı son 5 senedir konuşuyoruz aslına bakılırsa. Şirketlerin nöropazarlama ile ilgili kat edecekleri daha çok yol var. Tüketici dünyasının giderek karmaşık bir hâl alması ve tüketiciyi çözümlemenin zor hale gelmesi, markaları tüketiciyi daha iyi tanımaya ve anlamaya yöneltiyor. Nöropazarlamanın da bu bağlamda etkisi yadsınamaz. Tüketici motivasyonlarını anlamada, marka sadakati yaratmada ve diğer pazarlama iletişimi aktivitelerini iyileştirmede geleneksel yöntemlerin yanında tamamlayıcı bir yöntem oluyor.

Gelelim nöropazarlama ve büyük verinin buluştuğu ve ayrıştığı noktalara…

Continue reading

8 Maddede Nöropazarlama Neyin Nesidir, Nasıl Yapılır?

Çoğumuz satın alma kararlarımızı bilinçli olarak verdiğimizi düşünürüz. Her ne kadar, bizzat kendi rasyonel kararlarımızla hareket edip bir ürünü ya da hizmeti satın aldığımızı sansak da, aslında durum hiç de öyle değil.

Nörobilimsel araştırmalar, bilinçdışımızın satın alma kararını büyük bir oranda etkilediğini ve satın alma gerçekleşirken beynimizin en küçük parçası olan amigdalanın aktive olduğunu gösteriyor. Amigdala beynimizin korku, savaş ya da kaç tepkilerinden, ödüllendirmeden ve duyguları işlemeden sorumlu olan kısmı. Yani bir şeyi satın aldığımızda aslında duygusal olarak kendimizi ödüllendirmiş oluyoruz. Eğer bu satın aldığımız şey aslında çok da gerekli değilse, sonrasında boşuna harcama yapmış olmanın vermiş olduğu mutsuzluğu da yaşayabiliyoruz.

Nöropazarlamayı bu kadar etkili kılan ne?

Dünyanın ilk nöropazarlama ajansı SalesBrain’in kurucusu Christophe Morin’e göre, bir şirket bir ürün ya da hizmetini satmak istiyorsa karşısındaki kişinin ilkel beynini etkilemelidir. Çünkü insan, doğası gereği acıdan kaçma ve hazza yaklaşma eğilimi gösterir. Eğer o ürün ve hizmetle ilgili duygular tetiklenirse, tüketicilerin satın alma kararları da bu doğrultuda etkilenebilir.

Şu durumda, 8 maddede hedef kitlemizin bilinçaltına inelim:

Continue reading

Hikayelerin Başarı Sırrı Zihinde Saklı

“Birinci Dünya savaşından mağlup çıkan Almanya büyük bir ekonomik kaosa sürüklenir. Ayakkabıcılık yaparak hayatını kazanan baba Dassler’in iki oğlu vardır: Adolph ve Rudolph. Babaları öldükten sonra, baba mesleğini devam ettirmeye kararlı olan iki kardeş, annelerinin mutfağını atölyeye dönüştürerek çalışmaya başlar. 1924’te kardeşler OHG (Gebrüder Dassler Schuhfabrik) şirketini kurarlar. Bu ortaklık, İkinci Dünya Savaşı sonrasıyla kardeşlerin anlaşmazlığı sebebiyle bozulur.

Savaş sonrası Adolph, Rudolph’a artık birlikte çalışmak istemediğini söyler ve kendine yeni bir ayakkabı imalathanesi açar. Dassler kardeşler kasabayı ayıran Aurach nehri sınır kabul ederek, 1948 yılında iki farklı işletme kurarlar. Rudolf Puma markasıyla, Adolf ise Adidas markasıyla ayakkabı üretmeye devam ederler.”

Artık günümüzün en popüler spor ayakkabı markaları olan Adidas ve Puma’nın doğuş hikayesini biliyorsunuz ve muhtemelen bir daha unutmayacaksınız. Çünkü az evvel bir hikaye okudunuz ve hikayelerin unutulması zordur.

Hikayeler aslında en eski iletişim yollarından biridir. 27.000 yıl önce ilk mağara resimleri incelendiğinde orda da aslında anlatılanın bir hikaye olduğu görülebilir. Ancak özellikle son yıllarda hikayeleştirme (storytelling) üzerine çok konuşuyoruz. Markaların tüketicileri üzerinde bir etki yaratması için hikayeleştirme üzerine oldukça kafa yoruluyor. Peki, hikayeleştirme neden tüketiciler üzerinde bu kadar etkili olabiliyor? Ardında yatan zihinsel, psikolojik süreçler neler?

Continue reading